Liderlik hakkında: Hakikat yaygara yapmaz, sakindir

Dog under waterEn ucuz liderlik dersi yazımda hayatımda beni en çok etkileyen anahtar gözlemlerimden birini yazmıştım. Ucuz bir dersti çünkü sadece izleyici olarak bu dersi almıştım.

 

Bir şahıs olarak beni çok etkileyen bir lider açık farkla Meg Whitman‘dir.

 

 

Kendisi eBay’in efsane patroniçesidir. 10 senede eBay’i bir eTicaret devi yaptıktan sonra ayrılmış, Kaliforniya eyaleti vali adayı olmuş ve kazanamamıştır (bence Kaliforniya eyaleti neyi kaçırdığının farkında değil). Bugün ise Hewlett Packard‘ın (HP) CEO’sudur. Sayısız ödül kazanmıştır. Son derece parlak bir hitap yeteneğine sahiptir. Yılbaşı vesilesiyle yaptığı en ufak konuşma bile tüylerinizin diken diken olmasına yeter. Hele ufak gruplara yaptığı konuşmalar, herkesi onun peşinden sürüklerdi.

 

 

Diğer tarafta tam bir demir leydi‘ydi. 2006’da bir sunumda kokain örneğini kullanan bir direktörün önce canını okumuştu, sonra üç ay toplantılara çağırmamıştı. Size belki garip geliyor ama inandığını ölümüne savunabilen biriydi. Onunla yemekler hem bir stres hemde bir zevk kaynağı oluyordu. İki kuralı vardı: bir, masada tek bir kişi konuşur ve herkes onu dinlerdi (bu Meg değildi. Konuşan dinlenilirdi). İki, yemek başlarken herkes masada kimsenin bilmediği bir hikaye anlatmak zorundaydı. İlk defa bu yemeklere katıldığınızda, bu çok kolaydı. Genelde bu yemekler 10-12 kişilikti. Ama bir iki sene sonra iki gün öncesinden yemekte ne anlatacagınızı düşünmeye başlardınız.

 

 

Bu kadar uzun bir giriş yaptım, heyecanıma verin. Meg’in karizması seneler sonra da olsa, etkisini devam ettiriyor…

 

 

Uzun bir süre çalıştığım konuların bir bölümünün onayı doğrudan Meg’e bağlı olunca, onu daha yakından tanımaya imkan bulmuştum. İlk derslerimi sadece onu izleyerek alıyordum. Meg günlük hayatın detaylarına girmezdi. Bundan sorumlu müdürlerle haftada veya ayda bir konuşurdu ve herşey iyi gidiyorsa, müdahale etmezdi. Sadece varlığıyla tüm işlerin doğru yöne akmasını sağlardı. Bunun ne kadar değerli bir kabiliyet olduğunu tüm liderlik ekibi kısa zamanda kavramıştı. İşler iyi gitmediğinde ise sahaya inmeyi çok iyi bilirdi. Bir konuya taktığı zaman da tüm detayların içine dalabilirdi.

 

Bu ve buna benzer huylarını ve davranışlarını izleyerek görebiliyorduk. Bir gün yemeklerden birinde ona en kuvvetli tarafının ne oldugunu sormuştum. O da en büyük kararları verirken elinin titremediğini söylemişti: “bir şirketin en yalnız insanı CEO’dur” diyerek hikayesine başlamıştı… “Etrafında hep insan vardır ama alınması gereken karar ne kadar büyürse, o kadar yalnız kalır.  Herkesi dinler ama o kararı kendisinin vermesi gerekir. İşte iyi CEO olmanın yolu buradan geçiyor. Kararı alırken, o son dakikada, benim elim titremez” demişti. Liderlik vasfı olmayan insanlar bu dönemlerde panik atak geçirir, gözüne uyku girmez veya liderlik göstermeleri gereken ortamlardan kaçmaya başlarlar diye eklemişti.

 

 

Bu sohbet bana seneler sonra da karşımdaki insanların liderlik vasıflarını sorgularken, rehber gibi zihnime kazınmıştır. Benimle beraber çalışmış olanlar da eminim yukarıda yazdıklarımı ne kadar benimsediğimi rahatlıkla söyleyeceklerdir.

 

***

 

Liderlik konusunun üstünde bu kadar durmamın asıl sebebi, girişimcilik ve liderliğin bir birine çok yakın olmaları. Hatta birbirlerini tamamlayıcı iki unsur olmalarından. Girişimci olmak hergün karar vermek anlamına geliyor. Girişimci olmak gece gündüz farketmeden kafanızın dolu olması demek. Bunlar ve daha nice örneği aldınızda, çıkış kapısının liderlik olduğunu göreceksiniz.

 

 

En korkusuz girişimciler, bu konu hakkında en az konuşanlar oluyor. Hiç dikkat ettiniz mi? “Korkunun ecele faydası yok” veya benzeri  atasözleri kullananlar aslında en korkaklar oluyor.Doğru karar verenlerin arkasından “zaten ben biliyordum” diyebilenler. Eğer karar yanlış karar olarak algılanıyorsa, arkanızdan en çok konuşan adam pozisyonu kapabilen. Aklınıza bu satırları okuduğunuzda birileri geliyorsa, tavsiyem onlarla hemen ilişkinizi derhal kesmeniz.

 

 

Benim gördüğüm en kuvvetli liderler kendi haklarında okuduklarına inanmayan (mesela Naspers’ın eski CEO’su Koos Bekker’in çok güzel bir lafı vardı: “Don’t believe your own PR” diye) ve başkalarının yüzlerine söylemediklerini ciddiye almayanlardı. Ama biri karşısına geçip, en acımasız eleştiriyi bile paylaşınca, sonuna kadar dinleyen ve bu kişiyi el üstünde tutabilenlerdi.

 

 

Şahsen en inandığım değerlerden biriyse, doğruların er geç ortaya çıkması. Kim ne yaptı, kim kurdu, kim neden ayrıldı, geçin bunları dostlar. Konuşmaya değmez, er geç doğrusu ortaya çıkacak. Çıkarılacak. En ses çıkartılan dönemler eğlencenin dönemleri ama hakikat su üstüne çıkmaya başladığında, sessizliğin ne kadar hakim olduğunu anımsar mısınız? Çünkü hakikat yaygara yapmaz, sakindir.
***
“Truth is like the sun. You can shut it out for a time, but it ain’t going away.” Elvis Presley