Serdar Kuzuloğlu: Bakkal amca, şekerin var mı?

Geçen sene Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dere havzasına yapılan konutların yol açtığı ölümlü sel felaketinden birkaç gün sonra yine dere havzasına yapılan devasa bir kaçak alışveriş merkezinin açılışında haykırıyordu: “mahalle bakkalı devri artık bitti! Artık sokak aralarındaki bakkal devri kapandı. Yapabileceğimiz bir şey yok. Hayat şartları bunu gerektiriyor.”
Yalan da değildi hani…

Oysa mahalle bakkalı benim kuşağımdakiler için acı-tatlı birçok anıyı temsil eder. Eminim Başbakan için de öyledir. Mesela ‘veresiye defteri’ onlarla özdeşleşmişti. Şimdinin gözyaşına bakmayan, halden anlamayan banka kredilerinden önce bakkalların veresiye defterleri vardı. Kurumsallıktan ve özenden o kadar uzaktı ki kötü tutulan notlar, yıpranmış yapraklar ‘bakkal defteri’ diye yaftalanırdı. Bakkal Amca arada sitemle “borçlarınız kabardı, bir ara kapatın” der ve yüzümüzü kızartırdı.
Kelime kökeni Arapça’da sebze anlamına gelen ‘bakl’ olsa da bakkallar işin o kısmını genellikle manavlara bırakmıştı. Ama onun dışında her şeyi de satarlardı. Üstelik o zamanlar bakkallar şimdiki gibi reklam panosuna da dönüşmemişti.

Yarı karanlık mekanlarda hepsi markasız ve tartılarak alınan kalıp beyaz peynir, zeytin, yumurta, tuz, şeker, bulgur, pirinç, para üstü olarak kullanılan üç beş çeşit çiklet, çikolatalar, deterjan, alkollü-alkolsüz meşrubat, gazete ve bisküviler! Bisküvi o zaman teneke kutularda sizin isteğinize göre kesekağıtlarına doldurulup bakkalın o muhteşem terazisinde tartılıp satılırdı. Hep biraz yumuşamış olurdu ama o zamanlar daha bir tahammüllüydük. Zaten seçme şansımız da yoktu.
Bakkal sadece bir gıda tedarikçisi değil aynı zamanda mahallenin hizmet merkeziydi. Telefonlar ona gelirdi. Çırağı kapıya yollar haber verirdi gelip konuşun diye (her cepte en az bir telefon olduğu günlerden bakınca evlerde bile telefon olmaması garip geliyor, değil mi?). Siz telefon edeceğiniz zaman ondan jeton alır, yuvasına yerleştirir konuşurdunuz. Herkesin ortasında konuştuğunuz için de her şeyden bahsedemezdiniz.

Bir yere gidecekken evin anahtarını ona verirdiniz diğerleri gelince alsın diye. Paranızı ona emanet eder, mesajınızı ona bildirirdiniz. Camdan sepeti sarkıtıp alışveriş yaptığınız bir yerdi bakkal.
Bunca işe yarayan bakkallar süpermarkete yenildi gitti.
Mahalle olmanın güzelliğini Nubar Terziyanlı, Adile Naşit-Münir Özkullu filmlere bıraktık.
Marketler her mahallede üçer beşer açılıp bakkalları yok etmeden önce kamyon ve otobüsleri gelirdi. Öyle sandığınız gibi nakliye için de değil. Bunlar kapakları açılınca market reyonuna dönüşen kamyonlar ve içi market raflarıyla döşenmiş özel üretim otobüslerdi. Mahallenize gelince sebepi elinize alıp başına üşüşürdünüz. Çıkışta da yazarkasada öderdiniz.
O enteresan 70’li yıllar…

Seksenli yıllarda alışveriş merkezi denen şeyle tanıştık. İlk örneği Ataköy Galleria açıldığında Eminönü’nden balıklarıma yeni bir filtre almış 81 numaralı belediye otobüsüyle Yeşilköy’deki evime dönüyordum. Oraya kadarki araç trafiğinin sebebini anlayamamıştık. Galleria’nın önünde geldiğimizde hepimiz dehşetle otobüsün camına yapıştık. Binlerce insan kapısından girebilmek için birbirini eziyordu. Kalabalık yollara taşmış, trafiği aksatmıştı. Ertesi gün gazetede itiş kakış ve izdihamdan camların kırıldığını okuduk.

Şimdilerde yenileri yüzünden kimsenin yüzüne bakmadığı, içine kiracı bulmakta bile zorlanan Galleria bizi ‘pazarlık yapmayan esnaf’ ile tanıştırdı. Her şeyin üstünde bir etiketi vardı ve indirim yoktu. Tezgahtarlar sanki başka bir ülkeden transfer olmuş gibi Nuh diyor peygamber demiyor, fiyatta inmiyordu. Bu o zamanlar akıl almaz bir şeydi.
İnsanlar da sinirini aşağıdaki ‘food-court’ta McDonalds ve Pizza Hut yiyerek geçiştiriyordu. Belki o sayede kolayca alıştık bu yeni zalım düzene.

Doksanlarda internet geldi.
Aşağı yukarı hepimizin yaşadığı bir süreç olduğundan çok ayrıntıya girmeyeceğim ama internetin getirdiği yenilik parlak fikirli çocuklar’ oldu. Bunlar bizim bildiğimiz yedi göbekten esnaflar değildi. Ellerine çaydanlık alıp toz kaldırmasın diye suyunu önüne serptikleri dükkanları yoktu. Tezgahtarları da. Hatta duyduğumuza göre birçoğunun ürünü bile yoktu. Biz sipariş verince toplayıp yolluyorlardı. Satın alacağımız şeyleri göremiyorduk. Kıyafetse giyemiyorduk. Yiyecekse tadamıyorduk. Kitapsa sayfalarını çeviremiyorduk.
En inanılmazı; çoğu hayatında esnaflık bile yapmamıştı. Ticareti, hizmeti, müşteriyi bilmiyordu.
Ama çok parladılar, çok kazandılar, hatta şöhret oldular. Her yeni tüccar hareketi gibi kendilerinden önceki pek çok esnafı piyasadan sildiler. Gerçi büyük çoğunluğu topu atıp, kuyruğu sıkıştırıp diyarı terketti ama biz her zaman olduğu gibi yıldızların parlaklığından karanlıklardaki yitikleri unuttuk.
Peki bugün neredeyiz ve en yakın gelecekte nelerin parladığını göreceğiz, gelin ona bakalım kısaca:

Grup ve özel alışveriş:
2010 yılında patlayan bu kategorinin 2011 yılında da yükselişini sürdüreceği ortada. Zira her bileşen için azımsanmayacak avantajlar sunuyor. Satın alan heveslendiği bir ürün ya da hizmete kolay ulaşıyor, hizmet sağlayan atıl kapasite veya stoğunu eritiyor, hizmet dağıtıcı ise komisyonunu alıyor. Kaybeden yok gibi. Fakat:
● Özel alışveriş sitelerindeki fiyatlar bazen gerçeği yansıtmıyor. 10 liralık bir ürün 13 liraymış gibi ilan edilip 9 liraya satılabiliyor. Kimi zaman geleneksel noktalarda daha cazip ve gerçekçi indirimlere ulaşmak mümkün oluyor.
● Yine özel alışveriş sitelerinde ürün teslimat süresi konusunda mağduriyetler artıyor. Önemli bir kısmının bilgilendirme eksikliğinden kaynaklanması daha da acı. (birçok üye satın alır almaz bir haftada eline geçeceğini sanıyor)
● Grup alışveriş hizmetlerinde bazı mekanlar müşterilere ‘zenci’ muamelesi yapıyor. 2010 bu tip şikayetlerle doldu. Kimi aracılar bu şekilde davranan mekanlarla yeni kampanya yapmadığını iddia etse de müşteriyi kaybettikten sonra pek bir kıymeti yok.
Bu eğilim hemen hemen dünyanın her yerindeki grup alışveriş sitelerinin sorunu. Bazı insanlar bedelini ödeyerek bazı ayrıcalıklara sahip olmak istiyor, bazılarıysa bir indirim bahanesiyle bu ayrıcalıkları yaşamak istiyor. Mekanların burada atıl kapasite doldurma, yeni müşteri kitlesi yaratma ile mevcut müşterileri elde tutarak çizgiyi / algıyı koruma arasında tercih yapmaya, denge kurmaya ihtiyacı var.
● Her iki grupta da akıllı bir tavsiye sistemi bulunmuyor. Cinsiyete, yaşa, profile göre tavsiyeler, filtreler hala eksik.
● Türkiye’de bu başlık altında hizmet veren site sayısı 50’yi aştı. Derleyici, birleştirici bilgilendirme sitelerinin önemi arttı. Ancak kimi büyük oyuncular ara komisyonla çalışan bu yapıları dışlama eğiliminde. Bu internetin bir arada iş yapma mantığına aykırı (ve bütünün bileşenlerinin her biri için uzun vadede tehlikeli).
● Tamamen fırsat ve indirime dayalı bu pazarda niş kategorilere eğilen yapılara ihtiyaç var. CEO’lar, kadınlar, zamparalar, otomobil meraklıları gibi kategorilere özel fırsat ve grup indirim sitelerinin aradan sıyrılması genel rakiplerden çok daha kolay olacaktır. Başka türlü farklılaşmaya imkan yok. Aksi takdirde bütün sektör daha çok reklam yapanın daha çok kazanacağı zevk vermeyen bir denkleme sıkışacak.
Son bir not olarak; ben bu kategorideki oyuncuları internet girişimcisi olarak mı, tüccar olarak mı görmeliyim; bilemiyorum. Mevcut yapıda internet işin çok küçük bir bileşeni zira.

Konum tabanlı ticaret
2010’da konum (lokasyon) hizmetlerin parladığına hepimiz şahidiz. 2011’de aynı şekilde sürecek gibi. Ancak milyonlarca kullanıcının gönüllü olarak paylaştığı bu konum bilgilerinin hala akıllıca bir kullanımını görmedik.
Örneğin Foursquare sadece insanların gittiği, keşfettiği mekanları paylaşmasından ibaret değil. Başka bir gözle bakıldığında açık yapısı sayesinde bölgelere ait mekan ve trendlerin de özeti aynı zamanda.
Mesela check-in’lere bakılarak Nişantaşı’nın en çok tercih edilen mekanlarının belirlendiği ve o mekanlara (ya da rakiplerine) yönelik kampanyaların düzenlendiği oluşumlar neden görmüyoruz? Ya da belirli profildeki insanlara yine o semtteki alternatiflerin duyurusunu yapıp avantajlar sunan akıllı sistemler neden hala yok? Zor mu? Değil!
Seneler önce McDonald’s zincirlerinin yeni dükkan açacağı yerleri belirleyen uygulamasını incelemiştim. Bu yazılım bir bölgenin bütün özelliklerini toplayıp inceleyerek okullara, dini kurumlara, toplu taşıma duraklarına, iş yerlerine, hastanelere ve benzeri yerlere olan uzaklıklara göre kendi algoritmasından haritada bir nokta belirliyor ve ‘yeni dükkanı burada açın’ diyordu. Milyar dolarlık tavsiye! Bu yazılımlar yüzünden uluslararası fast-food zincirleri aslında dünyanın en iyi emlakçılarıdır. Bir yerde mekanları varsa, bilin ki orası bir mekan için en iyi yerdir (hepsinin dip dibe, karşı karşıya olması tesadüf değildir yani).
Aynı gücü bize Foursquare (ve umarım Facebook Places) gibi hizmetler sunuyor. Ama bunları değerlendiren fikirler hala yok. İsteyenle ayrıca konuşuruz bunları ;)

Ödeme seçenekleri
Kredi kartı denen nesneyle ülke olarak geç tanıştık. Üstelik bize yanlış tanıttılar. Milyonlarca mağduru oldu. Ama geçen sürede tecrübelerle birlikte fobilerimiz de büyük oranda tedavi oldu. Artık insanlar internette kredi kartı kullanma fikrine çok daha yatkın. Borç ödemelerde bile eskisine oranla çok daha iyi durumdayız; kullanıcıların yüzde 70’i ödeme döneminde borcun tamamını kapıyor.
Ancak ticari sistemlerde hala yeni seçeneklere ihtiyacımız var.
Paypal Türk kullanıcısı için fazlasıyla karışık ve zahmetli. Sitenin kendisi de Türkiye’ye olan alerjisini ancak atlattı. Türkiye’deki yapılanma heveslerine rağmen hala fazlasıyla turist, fazlasıyla aykırı.
Turkcell ile başlayan mobil ödeme nedense birkaç öncü hizmet dışında yaygınlaşamadı. Operatörlerin geleneksel bürokrasisi, aracılar olmadan iş yapamaz halleri, aracılar dahil herkesi mağdur etmeye programlı genleri ve vergi yükleri nedeniyle on milyonlarca potansiyel kullanıcı için öncelikli tercih olabilecek bu yapı da kadük kaldı.
Garanti Bankası’nın daha da geliştireceğini bildiğim BonusPay gibi alternatifler de her daim ana enstrumanların gölgesinde kaldı.
E-ticaret sektörünün Apple AppStore’un başarısında ödeme metodunun payını çok iyi incelemesi gerekiyor.

Sosyal alışveriş (s-shopping?)
2010’da parlayan sosyal ağların 2011’de akkor haline geleceğini görmek için kahin olmaya gerek yok. Sosyalleşme adlı en insani ihtiyacımız birçok hizmeti doğurdu, doğuracak.
Ve her insan toplaşmasında olduğu gibi birileri bundan nemalanmak isteyecek. Sokakta 30 kişinin toplandığı yere 10 dakikada nasıl simitçi, dilenci, yankesici, sivil polis gibi bir ‘hizmet ordusu’ katılıyorsa sosyal ağlarda da benzeri yaşanacak.
Bugün birçok işletmenin şirket sayfası Facebook’ta. Kendilerine ait bir siteleri bile yok. Çünkü kullanıcılar artık sosyal ağlarda vakit geçiriyor. Onları siteye çekme yolu bile sosyal ağlarda tavlamaktan geçiyor.
Gel gelelim bu platformları hakkıyla kullanan bir s-ticaret hizmeti hala yok. Bir Türk girişimi olan voiyk.com gibi örnekler varsa da Facebook’un gücünden beslenme adına hepsinin önünde daha uzun bir yol var. (Bu sonuçta sosyal medya tanrısı Facebook’un kapalı, paylaşmaktan korkan politikasının etkisini de görmezden gelemeyiz elbette)

Karşılaştırma ve tavsiye siteleri
İnternetteki ürün ve hizmet sağlayıcıların fiyat karşılaştırması 2009’da palazlanmaya başlamıştı. 2010’da ekstra bir şey yaşanmadı. Ama aynı yapının fırsat sitelerine ve konseptlere uyarlanmışını henüz görmedik.
Örneğin bunca fazla seçeneğin olduğu bir yapıda ilgi, merak, zevk, hobilere göre profillenmiş üyelere yönelik fırsatları haber veren bir hizmet fena mı olurdu? Her gün site site dolaşıp avantaj mı avlayacak herkes? Sanmam. Ya da asla üye olmadığımız bu sitelerin her gün ağzımızı küfürle, posta kutumuzu spamle dolduran mesajlarını mı tarayacağız? Elbette hayır.
Demek ki bir boşluk daha 2011’de ilgilileri bekliyor.

Girişimci için bol kazançlı, tüketici için az hasarlı bir yıl olması dileğiyle…

Serdar Kuzuloğlu, Yazar, Danışman ve Kurucu