Türkiye’nin önündeki fırsat penceresi: İnternet ve Türkiye’nin yapması gerekenler

Kendini geliştirmeyen insanlar, toplumlar ve ülkeler tarihin satırları arasında kaybolmaya mahkumdur.

 

future is brightİnternet dünya’yı değiştirmeye 20 sene önce başladı. Zamanla hayatımıza girmeye başladı. Bireysel olarak karşı koymanın bir anlamı  kalmadığını hepimiz anladık. Zaten hayatımızın heryerinde internet teknolojileri hakim. Yola çıkmadan internetten rotayı çıkarmak, hemen bir email göndermek, bir kitap ısmarlamak, bir uçak bileti satın almak, ders sonuçlarına bakmak, internet üzerinden bir sohbete dalmak, biriyle tanışmak, Facebook üzerinden resim yüklemek, Dropbox ile tüm dosyalarınızı heryerden ulaşılabilir hale getirmek ve nice benzerleri. Bu listenin sonu yok. Ve hergün yeni şeyler ekleniyor. On sene sonra hayatımızın içinde nasıl olacağını tahmin etmek zor değil.

 

İnternet bizden sonraki kuşaklar için elektrik gibi bir olay olacak: Her zaman, her yerde ulaşılabilen bir teknoloji.  Hayatın olmazsa, olmazlarından biri yani.

 

Türkiye’nin önünde bir fırsat penceresi var. Seçimimiz çok basit. Ya kendimiz için bu fırsatı nasıl aktif yönlendireceğimizi belirleyeceğiz veya teknolojinin önünde rüzgar gibi sürüklenen bir toplum olacağız (veya olmaya devam edeceğiz). Bu fırsatı kaçırırsak, bir daha yeniden böyle bir fırsat penceresi ne zaman açılır, bilemiyorum.

 

Bunu yapabileceğimizi başka sektörlerde gösterdik. Mesela inşaat konusunda Dünya’nın 1000 en büyük inşaat şirketinin arasında 240’a yakın inşaat şirketi var. Buraya gelmemiz belki 20 – 30 sene sürdü ama zaman önemli değil. Bu sefer daha hızlı yol almamız lazım. Ve bu sefer yük özel sektörün üstünde olmamalı. Aşağıda daha detaylı anlatacağım “yapmamız gereken” listesinde Devletin ve Sivil Toplum Kuruluşlarının da aktif yönlendirici bir rol alması gerekiyor.

 

Yapmamız gerekenler:

 

“Fikir çok, para yok” – Sermayenin güçlenmesi gerek

İnternet teknolojileri araştırma / geliştirme (ArGe) demek. Bunun için sermaye gerekiyor. Belki onbin kişiden biri şans eseri birşeyler geliştiriyor ama teknoloji dediğimiz alanda çok daha yatırım gerekiyor. Sadece eTicaret’ten bahsetmiyorum. İnternet’in her türli alanından bahsediyoruz. Türkiye’nin bu konuda alt yapısı çok zayıf. Sadece erken aşama internete yatırım yapan iki tane Venture Capital şirketi var. Hadi bilemediniz üç tane. Melek yatırımcı deseniz belki 50 kişi çıkar. Bizim ihtiyacımız olan sayılar çok daha yüksek. 20-30 tane Venture Capital şirketine daha  ihtiyacımız var. Belki 500 ve daha fazla Melek Yatırımcı olması gerekiyor. Bunun herkes farkında. Bireysel Katılım Sermayesi (BKS) başlığı altında melek yatırımcılığı desteklemek için çıkan destek yasası muhtemelen dünya’daki en gelişmiş destek paketi. Sadece internet teknolojileri için değil tabii ama çok büyük bir adım atıldı. Bu yoldan devam etmeliyiz.
Girişimcilik olmadan internet teknolojileri gelişmiyor

Sermaye tarafımızı genişletirken, girişimci tarafına da aynı şekilde ağırlık vermemiz gerekiyor. Girişimcilik olmadan internet anlamında bir gelişme kaydedilmesi mümkün değil. Daha doğrusu internet teknolojilerinin gelişmesi hep girişimcilik ile olmuş. Girişimcilik maalesef destek yasalarıyla olacak birşey değil. Daha uzun bir dönem içinde üniversite eğitimi (belki hatta liseden itibaren) içine yerleştirmemiz gereken bir unsur. Burada girişimciliğin ne olduğunu ve ne olmadığını iyi anlatmamız gerekiyor. Bu süreci hızlandırmak başarı hikayelerini paylaşmakla olabilir. Rol modeli olabilecek herkesin bu görevi üstlenmesi lazım. Schumpeter tarzı bir “creative destruction” ortamının yaratılması gerekiyor. Sermaye konusunda devletin atabileceği adımlar varken, girişimciliği geliştirmede devlet temsilcilerinin de eli kolu biraz  bağlı oluyor. Bunu girişimcilerin ve girişimciliğe inanan herkesin kendilerinin ele alması gerektiğine inanıyorum. Endeavor ve girişimciliği destekleyen nice diğer STK’ya da özellikle ihtiyacımız var.

 

Bu vesile ile kendimin ve girişimciliğe gönül vermiş bir grup insanın yakın zamanda girişimciliği geliştirmeye yönelik bir vakıf kuracağımızı ve sosyal sorumluluk alanında tüm çabalarımı bu vakfın üzerinde yoğunlaştıracağımı duyurmuş olayım.
Exit olmazsa, sermaye girişi olmaz – Teknoloji Borsası ve iç pazar

Teknoloji demek eğer sermaye girişine bağlıysa, sermayenin girmesi ise aynı oranda değer yaratma ve sermayeyi yatıranın “muradına ermesi” ile de çok alakalı. Yani exit konusunun ciddi bir önemi var. Mesela neden 2011 senesi eTicaret anlamında altın sene diye Türk internet tarihine geçti? Çünkü o sene Gittigidiyor ve Markafoni’nin yabancı ortaklıkları gerçekleşti. Birdenbire kurulan yeni şirketler, yurtdışından düzinelerce gelen yatırımcılar, Dünya’nın heryerinde göğsümüzü kabartan yazılar bu nedenle çıktı. Yani bir exit’in olabileceğine inanınca, hem sermaye tarafında hemde girişimci tarafında tüm süreç ciddi bir şekilde hızlandı. Exit önemli bir boyut. Bunu göz ardı etmemek lazım.Ülkemizde  büyük sermaye hala teknoloji yatırımı yerine inşaat, limancılık ve benzeri ağır sanayi yatırımlarına yöneliyor. Yani bir teknoloji şirketinin kurucusunun bir kaç sene sonra iç piyasada bir ortak bulma olasılığı düşük. Birde “David ve Goliath” oyunu oynandığından büyük holdingler bir teknoloji şirketi almaya çok müsait değiller. Genelde bu teknoloji şirketleri küçümseniyor. Daha fazla sermayenin aktığı bir teknoloji sektörü istiyorsak ve iç piyasamızda para bu yöne akmıyorsa, o zaman bir yapısal exit olanağı sunmamız lazım. Her zaman yazdığım bir teknoloji borsası şeklinde olabilir . Hızlı büyüyen teknoloji şirketlerini içine alacak bir borsa olmalı. Ve bu borsa sadece Türk şirketlerine sınırlı olmamalı. Dünyanın Çin ve ABD dışında tüm büyük sermaye hala internet teknolojilerine akmıyor. Hele komşu ülkelerimizin hiç birinde böyle birşey söz konusu değil. Onların İstanbul’da bir teknoloji borsasına kayıtlı olmak için sıraya gireceklerinden kuşkum yok.

 

Devlet ve Girişim Sermayesi: MİT neden girişim sermayesini kullanmasın? 

Devletin kendini internet teknolojileri anlamında yeniden sorgulaması doğru olabilir. eDevlet ve benzeri yapılar ile tabii ki çok değerli bir adımlar atıldı. Ama benim nacizane tavsiyem, bazı devlet kurumlarının daha bu alanda geniş bir yapılanmaya gitmesi. Bir örnek vermek istiyorum: In-Q-Tel‘i biliyor musunuz? Muhtemelen duymadınız. CİA’nın yatırım kolu. Çok uzun bir süredir bir girişim sermayesi şirketi (Venture Capital) kıvamında yatırımlar yapıyor. 37 milyon dolar ile başlatılmış ve kuruluşundan bu yana 150’nin üstünde şirkete ve teknolojiye yatırım yapmış. Devletin emniyet, istihbarat veya benzeri hassas teknolojileri ile ilgili her alana yatırım yapılmış. Yani yeni gelişmeler yakından izlenmiş, Zeitgeist’ın nabzı tutulmuş ve devletin teknolojik gelişmeden kopmaması sağlanmış. Birde desteklenen teknolojiler ülke yararına sonuçlar göstermiş, örneğin In-Q-Tel’in yatırımları arasında Keyhole şirketi vardı. Daha sonra Google’a satıldı ve Google Earth teknolojisinin bel kemiğini oluşturdu.Türkiye’de aynısını MİT yapabilir. Bu belki ilk bakışta garip gelebilir ama Türkiye’de de ileri teknolojilere yatırım yapan şirketler var. MİT ufak bir bütçe ayırsa – mesela 10 milyon dolar (In-Q-Tel 37  M dolar ile başlamış) ve bir yatırım komitesi kursa… Bu komitede hem MİT’ten, hemde özel sektörden uzmanlar beraber yatırımlar hakkında karar verse. Tüm yatırımlar seffaf olsa, yani isteyen kurum veya birey MİT’in nereye yatırım yaptığını görse… Aslında çok basit bir yapı, dünyada tüm Girişim Sermayesi şirketlerinin çalıştığı yapının uygulanması. Ne kadar çok yeniliğin buradan çıkacağını tahmin etmek istemiyorum. Hem Türkiye’deki teknoloji gelişimine katkısı olacaktır, hem de devlet tarafında bu alana yeniliğin yanında olmasını sağlayacaktır. Bunun gibi nice örnekler geliştirebilinir.

 

Eğitim olmadan uzun vadeli gelişme olmuyor

Yukarıda girişimciliği üniversite ve lise gençlerinin bilincine sokmaktan bahsederken, öğretmenlerimizi unutmamamız lazım. Bazı zaman çok zor şartlar altında görev alan ve bu görevi büyük bir idealizm ile yerine getiren öğretmenlerin dijital anlamda kendilerine olan özgüvenlerini kuvvetlendirmek lazım. Yeni teknolojilerle onların da eğitilmesi gerekiyor ki, bu bakış açısını okullara taşıyabilsinler, öğrencilerine aktarabilsinler. Bence öğretmenlerin dijital teknolojilere ve dijital ekonomiye hakimiyeti ne kadar fazla olursa, öğrencilerimiz o kadar kuvvetleneceklerdir. Öğrencileri ileride karşılarına çıkabilecek dijital mesleklere hazırlmakta bunun kapsamında olmalı.

 

Herşey vizyon ile başlıyor: Chief Digital Officer, yeteneklerin Türkiye’yi seçmesi, tersine beyin göçü

İnternet teknolojilerinin hayatımızı değiştirdiği, bu teknoloji şirketlerinin hepsinin girişimciler tarafından hayata geçirildiğini bir daha hatırlayalım. Burada bir sektör oluşuyor, daha doğrusu mevcut sektörleri değiştiren bir yapı oluşuyor. Bu yapılanmayı sadece desteklememiz değil, yönlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Mesela en yetenekli insanların İstanbul’a gelip, burada çalışmasını veya işini kurmasına teşvik vermeyeliyiz. Bugün bir yabancı çalışanınız varsa, vay halinize. Markafoni’de örneğin bir yunanlı çalışanımızın oturma ve iş izni için çektiği stresi tarif etmeme imkan yok. Bu süreçlerin kolaylaştırılması gerekiyor.Aynı şekilde yabancı girişimcilerin İstanbul’da şirket kurmasını daha cazip bir hale getirmemiz gerekiyor. Soundcloud’un kurucuları İsveçli olmalarına rağmen, şirketlerini Berlin’e taşımışlardı – nedeni ise orada oluşturulan start-up çevresiydi.

 

Bir yabancı çalışanı nasıl hızlı bir şekilde entegre ve motive etmek önemliyse, bir o kadar çok da beyin göçünü tersine çevirmek olmalı. Dijital sektördeki şirketlerin yerli veya yabancı olsun, her türlü bilgi sahibi insana çabuk ulaşmaları gerekiyor. Yoksa gelişme olmayacak ve sonuç olarak Türkiye bu yönde hızlı gelişmeyecek.

 

Devlet tarafında bir başka atılım Türkiye’nin “Chief Digital Officer” tanımlamasıyla olabilir. Yani internet, teknoloji, girişimcilik ve diğer tüm konulardan sorumlu bir Bakanlık ve bir Bakanın olması gerektiğine inanıyorum. Bu sektör ile Ankara arasındaki uzaklık en hızlı böyle aşılabilir.

 

Onun dışında bilgi güvenliği, şahsi bilgilerin güvence altında olması, devletin bu alanda yaptığının seffaf olması, Türk “best practice”‘lerin oluşturulması, İstanbul’un bir teknoloji cazibe merkezi haline gelmesi (ve markalaşması (“Digital Bosporus”), Türkiye çapında dijital forumların kurulması, üniversitelerde dijital  Ar-Ge merkezlerinin kurulması gibi konularımız daha var.

Bunları başka bir kapsamda ele alacağım. Bu konu ile görüşlerinizi ve önerilerinizi bana email üzerinden ulaştırırsanız (“hakkımda” bölümünde iletişim bilgilerimi bulabilirsiniz), çok sevinirim.

YORUMLAR

  1. Selçuk

    Selam Sina bey,

    İki tane sorum var:
    1- Bahsettiğiniz bütün bu şeylerin İstanbul’da olması şart mıdır? (Mesela neden Ankara değil)

    2- Yunanlı çalışanınız ne iş yapıyor? Türkiye’de bu işi yapacak birilerini bulamadığınız için mi yabancı birisini istihdam ettiniz? (Kişinin Yunanlı olması ile ilgili her hangi bir problemim yok, umarım sorum yanlış anlaşılmaz.)

  2. Sina Afra

    Istanbul ülkemizin cazibe merkezi. Onun için yabancı çalışan veya yatırımcı en kolay istanbula geliyor.

  3. uras

    Soylediklerinize katiliyorum, bende hayatimin bu asamasinda bir ekip kurup proje yaratmayi amacliyorum, sektorde acik olduguna inandiginiz ve giderilmesi hususunda bir pazar payi olusturulabilecegini dusundugunuz bir kisim var mi ? Bu tarz bir acigi en iyi nasil tespit edebilirim ? Yapacagim isten ticari bir gelir talep etmeden deneyim ve sektorel gelisim icin planliyorum. Saygilar, Uras.

  4. Birol Gul

    Sina bey sizinle yeni bir iş konusu hakkında görüşmek istiyorum. Sadece bir fırsat verirseniz memnun olurum .